27 Ekim 2013 Pazar

COLIN NEWMAN: "WIRE SONUNDA YILLAR ÖNCE OLMASI GEREKEN GRUP HALİNE GELDİ"


By on 00:57:00


1970'lerin sonuna doğru İngiltere'de punk akımının öncülerinden olan Wire, 30 Ekim Çarşamba akşamı bir konser vermek üzere ilk kez Türkiye'ye geliyor. Müzik tarihinin en esin verici gruplarından birini Babylon'da dinleyeceğiz. 1976 yılında İngiltere'de Watford Sanat Okulu'nda kurulan grubun ilk kadrosunda vokalist/gitarist Colin Newman, bas gitarist Graham Lewis, gitarist Bruce Gilbert ve baterist Robert Gotobed vardı. 80'li ve 90'lı yıllarda zaman zaman çalışmalarında kesintiler olsa da, Bruce Gilbert 2004'te solo kariyerine odaklanmak üzere ayrılsa da, grup bugüne kadar yaşadı. Bu yıl aralarına daha önce tur gitaristi olarak katılan Matthew Simms'i de daimi bir üye olarak alıp, "Change Becomes Us" (CBU) adlı bir albüm yayınladılar. 13 şarkının yer aldığı albümde, Wire, bir kısmı 1979-80 döneminden kalan eski kayıtları günümüzde yapılan düzenlemeler ve ve yeniliklerle tekrar değerlendirip dönüştürüyor.

Wire hakkındaki sorularımı gruptan Colin Newman'a yöneltme fırsatı buldum. Müzik bilgisi derin, sanat eğitimi almış bir müzisyen bulunca sanat felsefesi ve politika ilişkisi hakkında da görüşlerini aldım. İlk albümleri "Pink Flag"den bu yana punk rock ile başlayıp, new wave, art punk, saykedelik pop, post-punk gibi dönüşümler geçiren bir grup Wire. Yaratıcılıklarıyla ve grubu farklı türlere taşıyan deneysel ses paletleriyle haklı bir saygınlık kazanan efsane grubu canlı dinleyeceğim için oldukça heyecanlıyım.

"Change Becomes Us"da grubun geçmişini günümüzle buluşturuyorsunuz. Bana pek kolay bir albüm yapma yolu gibi görünmüyor ama siz oldukça iyi bir sonuç aldınız. Öncelikle tebrik ederim.

Teşekkür ederim! Aslında çok zor bir yol değildi; çünkü "yeni" bir albüm olarak görmedik bunu, daha çok bir "proje" olarak baktık.

Eski şarkıları bugüne taşırken nasıl bir yöntem izlediniz? Bu süreci bir yeniden doğuş olarak görmek olanaklı mı? Bu projeye başlarken amaçladıklarınızı gerçekleştirebildiniz mi?

Albümün geçmişinde birçok aşama var. Zaman ilerledikçe ortaya çıkan bir albüm oldu. Wire, hiçbir zaman nostaljiye gömülmeye (bizimkine ya da başkasınınkine) merak duymadı; fakat geçmişte başarısız olduğumuz ya da ortaya çıkaramadığımız şeyleri tekrar elden geçirmeye karşı her zaman ilgimiz vardı. Wire'ın ilk ortaya çıkış döneminin sonunda belirli bir yere oturtulamamış materyaller grubun DNA'sında var ama bunları elden geçirmek, 80'lerde ve 2000'lerin başında manasız görünüyordu. Buna karşın biliyoruz ki, her şey döngüsel; sonuçta Red Barked Tree'nin (RBT) büyük bir kısmını akustik gitarda yazma kararını aldım ve böylece bütün materyali yeniden değerlendirmek olanaklı oldu. 70'lerde en çok akustik gitar üzerinde yazmayı seviyordum ama zaman geçtikçe "prodüksiyon" daha büyüleyici görünmeye başladı. Her şeyin değiştiği dönemdi elbette. Bir folk enstrümanıyla acid house yazmak pek mümkün değildir; yine de ilginç bir konsept tabii. Fakat Wire gibi bir grup için önceden yazılmış bir materyale sahip olmanın avantajı, düzenlemeyi makinelerle yapmak yerine gerçek zamanlı olarak ortaya çıkarmaktır. Bu durum, Red Barked Tree'nin başarısında anahtar rolü oynadı ve o nedenle de bu süreci devam ettirmek faydalı. Bu arada, RBT'nin yayınlanmasından sonra devam eden yoğun turne sırasında, o dönemdeki tur gitaristimiz Matthew Simms, giderek grubun temel unsurlarından biri olmaya başladı ve böylece yakın bir zamanda yeni bir kayıt yapma düşüncesi de daha anlamlı hale geldi.

Bu materyali çalacağımız "Don't Look Back" tarzı bir konser verme konusunda çılgın bir plan da vardı ama beklenildiği gibi, buna yanaşan olmadı. ('Don't Look Back' konser dizisi: All Tomorrow Parties organizatörlerinin düzenlediği ve bir grubun kariyerindeki önemli albümlerden birinin tümünü canlı çaldığı konser.)  Fakat 2011'de İngiltere'deki ikinci turne, bize bunları dinleyiciler karşısında deneme olanağı verdi. Dinleyicilerin çoğunun çaldığımız materyalin % 50'sinin ne olduğuna dair hiçbir fikri olmamasına karşın, konserler çok başarılı oldu. Ondan sonra da yeni bir albüm yapma sürecine yöneldik. Materyallerin Wire'ın elinde büyük bir hızla dönüştüğünü de belirtmek önemli. Daha önce ne oldukları bizim için pek önemli değil. Wire'ın yaptığı çalışmalarda her zaman asıl olan, kaynak materyaldeki eksiklikleri ortaya koymak. Monmouth'taki Rockfield Stüdyoları'nda geçirdiğimiz bir haftada 13 parça ortaya çıktı ve sizin şimdi duyduklarınızı sonuçlandırmak için 6 ay kadar prodüksiyon üzerinde çalıştım.

Eğer grupla ilgili olarak bir yeniden doğuştan söz edilecekse, bu, 2004'te çeşitli felaketlerden sonra bizi bitiren sürecin ardından, 2006'da üçümüzün grubu tekrar başlatma kararıdır. Grup, o günden beri giderek daha da güçlendi. "CBU", bu sürecin bir parçası.

Bu albümde birçok ilkler var. En açık olanı, Matthew Simms'in Wire üyesi olarak ilk kaydını yapması. Ayrıca 80'lerin ortalarından bu yana büyük bir stüdyoda kaydedilen ilk albüm. Tamamen kendi kendimizi finanse ettiğimiz düşünülürse, bir "proje" olarak başlayan albüme karşı epey bir güven yansıtıyor.



Siz hiçbir zaman albüm yaparken çoğu grubun tercih ettiği garantili yolu seçmediniz, daima kendi kendinizi ileriye iterek yeni soundlar peşinde oldunuz, nostaljiyi hep reddettiniz. 

"Nostalji" rotasının, içerdiği belirgin ticari yaklaşımın yanı sıra, yapısından kaynaklanan başka sorunlar da var. Bize göre en açık olanı, bir insan ne kadar uğraşırsa uğraşsın geçmişteki gibi olamaz. Çünkü zaman değişiyor, biz değişiyoruz ve ne kadar çabalasanız da geçmişte yaşayamazsınız. En iyisi, bunu anlayıp içinde bulunulan zamanla ilgili olmak. "Eskiden neyseniz" şu anda o olamazsınız, "şu anda neyseniz" ancak o olabilirsiniz. Biz her zaman Wire'ın yaşanılan dönemle, günümüzle ilgili bir grup olduğunu söyledik. Bence bu özellikle herhangi bir şey olmayı kararlaştırmakla ilgili değil, etrafınızdaki kültürle ve olayları kendiliğinden gelişmeye bırakmakla ilgili. Her şey sürekli devinim ve gelişim içinde; şu ana kadar "CBU" sette olduğundan konserlerde şarkı yazmak için deneyimler yaptık. Dinleyiciler bazılarını çok beğeniyor!

Wire'ın albümlerini dinlediğimde, sanki rastgele kullanılabilecek devasa bir ses dünyasında olduğumu hissediyorum. Bunu hissediyorum ama bir yandan da 37 yıllık kariyerinizde albüm yaparken herhangi bir kuralınızın olup olmadığını da merak ediyorum. Eğer iyi bir soru değilse özür dilerim. Sadece Wire'ın bir grup olarak nasıl evrildiğini anlamaya çalışıyorum.

Bence sorunuz gayet iyi. Her şey oldukça tesadüfi ve herhangi bir kural yok. Esas belirleyici nokta, gerçekten kişisel zevk ve yaptığınız seçimler. Bazı insanların zevki gelişmemiş ve bu konuda yapılabilecek hiçbir şey yok.

"WIRE HİÇ GERİ DÖNÜŞ YAPMAZ"

Bir makalede Wire'ın "Eno'dan sonra rock'ın süper dahileri" diye tanımlandığını okumuştum. Mükemmel sesler yaratma felsefesi konusunda sizden daha çok şey yapan tek düşünürün Büyük Teorist Brian Eno olduğu yazıyordu. Ne diyorsunuz buna?

Neden ikinci? Hahahaha! Eno'nun da benzer bir sanat okulu geçmişi var. Görsel sanat felsefesini kullanmak ile yapılanı "sanat" diye adlandırmak arasında, "eğlence" denilen işin tersine, büyük ortak noktalar var. Yine de bütün teoriyi uygulasanız da, eğer ortaya çıkan iyi değilse yapacak bir şey yoktur. İlk önce işinizde iyi olmanız lazım; ikincisi, "iyi" olanın içeriğine dair algıyı anlamanız gerekir.

Yeni albüm oldukça iyi tepkiler aldı. "Mükemmel bir geri dönüş" ya da "yeniden dirilmek" gibi ifadeler kullananlar var. Sanırım bu tip ifadeler, başlıklarda iyi duruyor diye tercih ediliyor ama ben sizin nasıl hissettiğinizle ilgileniyorum.

Wire, hiç geri dönüş yapmaz. Önceki albüm Red Barked Trees de harika eleştiriler almıştı. Benim düşünceme göre, Wire hızını almış yolunda ilerliyor. Şu anda yaptıklarımız birçok insanı heyecanlandırıyor ve bu durumda olmak çok güzel! "CBU"dan çok memnunum. Elimizdeki materyalle ne yapabileceğimize dair beklentilerimi aştı.

Bir röportajınızda "Punk aşırı kullanılan sözcüklerden birisi; artık ne anlama geldiği belli değil," demiştiniz. Size göre punk neydi? Bu akımı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Farklı durumlarda farklı anlamlara geliyor. Ben bir akım olduğunu düşünmüyorum. Eğer punk'ın bugünlerde diyecek bir şeyi kaldıysa, sadece "farklı" bir şey söylemek için kişisel risk alanlar ya da Pussy Riot gibi onaylanmayanlar veya Afgan punk festivalinde çalan gruplar için bir anlamı olabilir. Bunların dışındaki durumlarda punk'ta epeyce ortodoks bir anlayış görüyorum ve pek bir isyana rastlamıyorum.



"CELEBRITY" KÜLTÜRÜ VE MÜZİK

70 ve 80'lerde durum nasıldı? O günleri yaşamamış olanlara dönemin hem müzik hem de genel olarak topluma etkilerini özetlemek gerekse ne dersiniz? 

Bu çok zor bir soru; çünkü sadece İngiliz toplumu hakkında konuşabilirim. 70 ve 80'lerde Türkiye'de durum nasıldı bilmiyorum. İngiltere'de o dönemde müzik, "celebrity" kültürü ve ana akım medya ile bu derece iç içe geçmemişti. Bu, berbat müzikler yoktu anlamına gelmiyor tabii; epeyce vardı ama en azından iyi olanı tercih etmeye çalışanların içinde yer aldığı belirgin bir kültür de vardı. Hala var aslında ama artık çok daha ufak bir grup bu. Günümüzde özellikle müzikle olan ilişkinizde "celebrity" kültürünü görmezden gelmek zorundasınız!

Yeni punk gruplarını dinliyor musunuz? Bir bölümü oldukça sulandırılmış halde ama kulağınıza çarpan iyiler var mı?

Açıkçası punk olarak bildiğim ve hoşlandıklarıma dair çok kısa bir listem var. Amerika'dan ilk Ramones albümü, Patti Smith'in "Horses" albümü ve bir ölçüde The Modern Lovers (gerçi son ikisi tam olarak punk değildi). İngiltere'den ise, The Damned'den "New Rose", The Sex Pistols'dan "Anarchy in the UK, Buzzcocks'tan "Spiral Scratch" harika ama punk rock değil, daha çok proto drum & bass. Geri kalanlar beni hiç ilgilendirmiyor ve hepsinden veba gibi kaçıyorum!

Sanat eğitimi aldığınız için size sormak istediğim bir soru var. Piyanist ve besteci Frederic Rzewski, 1983 yılında Wisconsin Üniversitesi'nde sanat (müzik) ve politika ilişkisi üzerine bir konuşma yapmıştı. O konuşmada şöyle diyordu: "Sanat ve politika aynı şey değildir. Birleştikleri ve ayrıldıkları noktalar vardır. Biri diğerini zayıflatmadan, bir iletişim aracı olarak sahip olduğu güçlerin bir kısmından mahrum bırakmadan onun yerine koyulamaz. Sanat dünyasındaki politikanın genel anlamdaki politika ile ilgisi yoktur. Politikayı tatmin eden sanat türü, çoğunlukla sanatsal açısından güçsüzdür. Yine de, ikisinin etkili bileşimi teorik olarak olanaklıdır; belki de pratik açıdan gerekli olduğundandır. Tarihin sadece belli anlarında ortaya çıkabilecek bir durumdur bu." Bu paragrafta anlatılanı nasıl yorumluyorsunuz? 

Bana tam anlamıyla doğru geliyor! Sanat, odak noktasını kaybederse, hiçbir şeyle tam anlamıyla "ilgili" olamaz. Birinin diğerini yok etmeyeceği teorik bir nokta olabileceğini görüyorum ama ben pratik anlamda bunu hiç deneyimlemedim. Rusya'daki Pussy Riot'ı düşünecek olursanız, kendilerine pahalıya patlasa da iyi bir politik mesaj verdiler ve Rus hükümetinin sadece demokrasi karşıtı olduğunu değil, aynı zamanda mizaha na kadar uzak durduğunu da gösterdiler. Fakat grubu tanıyanlar, onların yer aldığı toplum kesiminde olanlar dahil, herkes, bunun müzikle ilgili olmadığını söylüyor; gerçekten de müzikleri pek işe yaramaz.



Bruce Gilbert 2004'te ayrıldığında grubun ölümcül bir şekilde yara aldığını söylemiştiniz. Buna karşın o dönemden sonra, Wire yeni bir çıkış yaptı. Grubun Gilbert ile geçirdiği ve onsuz dönemlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bruce ayrıldığında birçok açıdan zor bir dönem geçirdik. Yine de Robert, Graham ve ben aramızda konuşup Wire'ın, onu yaşatmak için gösterilecek çabaya değeceğine karar verdik ve bu karar çok hayatiydi. Grup için bazı çalışma yöntemleri geliştirdik ve giderek her yıl daha da güçlendik. Bana göre şu anda birçok açıdan önceki dönemlerden çok daha güçlüyüz.

2010'da Matt Simms gruba tur gitaristi olarak eşlik etti ve daha sonra onunla "Change Becomes Us"ı kaydettiniz. Simms, gruba ne kattı?  

Çok şey kattı. Onu tur gitaristi olarak aramıza aldık ama yaş farkına rağmen müziğe bakış açısı bizlere çok benziyor. Birçok şeyi ona açıklamamıza gerek kalmıyor. İlk planımız, gitaristi her yeni projede değiştirmekti ama Matt'i kaybedemeyeceğimizin farkına vardık. Fazla iyi!

Bazı şarkılarınız 30 yıllık ve onları hala çalıyorsunuz. Eski şarkılarınız sizde bugün nasıl bir his uyandırıyor?

Eski materyalleri, bugün bize hitap edecek şekilde çalma yolunu bulursak çalıyoruz. Sonuçta hepsi "Wire materyali" ve onları tatmin edici bir şekilde çalıp keyif alabilirsek, eski, daha yeni ya da çok yeni olmalarının bir önemi yok. Geçmişte başardıklarımızdan gurur duyuyorum ama daima karşımıza çıkacak yeni zorluklarla daha çok ilgiliyim.

Albüm yapmaya başladığınız günden bu yana teknoloji çok değişti; özellikle bilgisayarlar ve yazılım açısından... Değişen teknolojinin müziğiniz üzerinde doğrudan bir etkisi olduğunu düşünüyor musunuz?

"T" kelimesine yapılan referanstan olabildiğince uzak durmaya meyilliyim. Bilgisayarlardan söz etmek için kestirme bir yol olduğunu biliyorum ama albümlerin nasıl yapıldığını bilmeyenler için, kasetle yapılan kayıtlar ve düzenlemesi bilgisayarda yapılanlar arasında yanlış bir karşıtlık yaratabilir. Gerçekte müzik kaydetmek, daima ağırlıklı olarak teknolojik ve sanatsal yeniliğe dayanır. Bu nedenle benim açımdan hepsi "teknoloji"; sadece üzerinde çalıştığınız projeye uygun olanını seçiyorsunuz. Müzik kayıtlarına dair oldukça kısa denebilecek tarihe bakılırsa, var olan müzikler içinde teknolojik yeniliğe dayanmayanı yoktur.

Bunu söylerken, herhangi bir stüdyoda kayıt yapıp onu kendi stüdyoma getirmekten ve sonra da üzerinde çalışarak memnunluk duyacağım bir hale getirebilmekten dolayı çok şanslı hissettiğimi de belirtmeliyim. 15 yıl öncesine kadar bile bunu bir servet harcamadan yapabilmek çok zordu.

Öldükten sonra bir stüdyo cennetine gidecek olsanız, nasıl bir ortam hayal edersiniz?

Bu konuda hiç düşünmedim. Daha çok pratik olmaya eğilimim var. Stüdyomu yıllar içinde oluşturdum ama çok fazla para harcamadım. Eğer o stüdyoda istediğim sonuçları elde edebiliyorsam o bana yeter.

"TEK AMACIM OLABİLECEĞİM KADAR İYİ OLMAK"

Wire'ın albüm tasarımlarını hep ilginç bulurum. Müziğinizi dinleyiciye sunma konusunda bir sorum var. Albüm adını, şarkı adlarını ve albüm kartonetini dinleyicileri belli bir yöne sevkedecek şekilde mi tasarlıyorsunuz?

Plak şirketini ben yönetiyorum ve tasarımcıyla bu işleri koordine etmekten ben sorumluyum. Normal olarak albüm isimlerini önermem ama "Change Becomes Us" benim bulduğum bir isimdi. Müziğin sunulduğu format ne olursa olsun, bu bir pakettir ve onun müziğin yarattığı duyguyla uyumlu olması gerekir. "CBU"yu 4 formatta yayınladık: Dijital, CD (dijital pakette), plak ve özel edisyon (albümün hikayesini anlatan 80 sayfalık kitap ve CD). Günümüzde birçok farklı türde dinleyiciye hitap edebilecek ürünler yaratmanız önemli.

En sevdiğim Wire şarkılarından birisi "The Other Window". Beni etkileyen bir öyküsü olduğu için yıllardır şarkının ilham kaynağını merak ediyorum. Her dinlediğimde, o trendeki yolcunun yerinde olsam, ilk durakta inip geri döner ve can çekişen atın yanına giderdim diyorum.

Ne yazık ki o Bruce'un şarkısı ve ben onun hakkında yorum yapamam. Bence gerçekte olan bir olay ama alegorik bir kullanım da olabilir.

Müzik kariyerinizi değerlendirdiğinizde, ortaya çıkan tablodan memnun musunuz? 

Tek bir amacım var; o da sadece olabileceğim kadar iyi olmak. Yapılan her parçanın kendi içinde çözülecek pratik sorunları vardır. Prodüksiyon sürecinde her parçayı giderek iyice berraklaştırıp sonra da birbirlerinin arkasında nasıl durduklarına bakıyorum. Bütünü kapsayıcı bir planım hiç olmadı, gerçekten de her şey yaşanan anla ilgili. Ancak her zaman başarılması gereken çok fazla şey var. Bence Wire, şu anda en heyecan verici dönemlerinden birinde. Belki de sonunda yıllar önce olmamız gereken grup haline geldiğimiz için!

Geçmişe baktığımda, Wire olarak öyle çok şey yaptınız ki... Onca yıl boyunca sizin altını çizdiğiniz bir olay var mı?

Geçmişin üzerinde yan gelip yatacak birisi değilim... Aslında düşündüğüm şey şu: Wire gelecek albümde de son iki albümdeki başarı seviyesini yakalarsa, hiçbir eski grubun olmadığı pozisyonda olacağız.



-------------
İki hafta önce Dinamo FM'deki Vegan Logic adlı programı Wire grubuna ayırmıştım. O programı kaçıranlar Mixcloud ya da Archive üzerinden dinleyebilir.






-

Yazan: Zülal Kalkandelen

Translate