Avea'nın müzik bloggerlarını bir araya getirip Fikir Takımı adını verdiği bir gruba dahil oldum bir süre önce. Gruba katılmamın ilk nedeni, gazeteci dostumuz Tolga Akyıldız'ın bu projenin danışmanlığını yapıyor olmasıydı. Tolga arayıp müzik bloggerlarının yer alacağı bu projeden söz edince, faydalı olabileceğini düşündüm. Biz müzik yazarları hep yazarız ama bir türlü bir araya gelip görüşlerimizi paylaşmayız. Orada bunun için bir platform yaratılabileceğine inandım. Açıkçası, Avea Müzik Bloggerları Fikir Takımı'na katılırken, böyle bir oluşumun ilerde belki de Müzik Yazarları Derneği'nin kurulmasına öncülük edebileceğini de düşündüm. Hâlâ da düşünüyor ve umuyorum. Nitekim benim de konuşmacı olarak katıldığım ilk toplantıda bu konuyu da gündeme getirdim. Daha önce de bu yönde çabalar oldu ama bir türlü gerçekleşmedi. Neden müzik yazarlarının da sinema yazarları gibi ciddi bir derneği olmasın? Neden bizler de örgütlenmeyelim? Ben, tartışarak bir yolunu bulabileceğimize inanıyorum. Ancak toplantıda "Biz istesek de istemesek de bugün Ertuğrul Özkök ya da Hıncal Uluç gibi birisi bir albümden söz edince bizim yazdığımızdan daha çok ilgi görüyor. Şimdi onları da alacak mıyız öyle bir dernek olursa?" sorusuna yanıtımı buradan bir kez daha kesin bir şekilde dile getiriyorum. Onlar olursa ben yokum. Çünkü zaten dernekleşmenin amacı, müzik yazmayı ciddi bir iş olarak benimseyip, yıllardır bu alanda emek verenlerin haklarını korumak. Yüzeysel de olsa her konuda yazanlar derneği olursa onlar da o derneğe üye olabilirler sanırım. Bunları yazarken emek ve uzmanlaşmaya yapmak istediğim vurgu anlaşılıyordur umarım.
Gelelim Galata'daki Blogger's Base'deki ilk toplantının ayrıntılarına... Konusu "Müziği yazmak" olan söyleşinin benim dışımdaki diğer konuşmacıları, Naim Dilmener ve Murat Meriç'ti. Moderatörlüğü Tolga Akyıldız üstlenmişti. Ancak geçirdiği bir araba kazası nedeniyle gecikince, o görev Avea Kurumsal İletişim'den Burcu Şensoy'a düştü. İlk soru, "Neden müzik hakkında yazmaya başladınız?" şeklindeydi.
Naim Dilmener ve Murat Meriç, öncelikle ilgilendikleri konuda kaynak yaratmayı amaçladıklarını söylediler. Murat, "Baktım merak ettiğim konularda yeterli kaynak yok, arşiv oluşturmak için yazmaya başladım" dedi. Ben, blogu kendime arşiv yaratmak yani yazılarımı bir arada tutup gerektiğinde kolayca bulabilmek için oluşturdum. Fakat daha sonra baktım ki, ilgi görüyor, daha ciddi bir şekilde işe sarıldım. Yoksa benim yazdığım konularda yabancı kaynak epeyce vardı zaten. Ama o gün toplantıda söylemediğim bir gerçek de şu: Bu konuda yazmaya başlamamın birinci nedeni, belki de çok sevdiğim müzik hakkında konuşacak kimseyi bulamamış olmamdı. Kendimi bildim bileli müziğe çok büyük ilgi duydum. Ama çevremde benim bu heyecanımı aynı hararetle paylaşan kimse yoktu. Önceleri defterlere kimsenin okumayacağı notlar almaya başlamıştım. Hiçbir zaman günlük tutmadım ama her zaman müzik üzerine notlar aldım. O notlar, yıllar içinde genişledi, olgunlaştı. Profesyonel mecralarda boy göstermeden önce epeyce kendi kendime yazıp çizdim.
Toplantıda benim üzerinde durduğum konulardan birisi de, Türkiye'deki müzik yazarlığının bugünkü durumuna yönelik eleştirilerdi. Elbette herkes yazsın ama çeşit arttıkça da kalite düşmesin. Ukalalık olarak algılanmasını istemem ama düşüncelerimi orada söylediğim netlikte burada da yazacağım. Bugün müzik yazan birçok insan müzik tarihini bilmiyor. Müzik akımlarından haberleri yok. Yeni çıkan birkaç grubu dinliyor ve seviyorlar diye kendilerini müzik yazarı olarak değerlendiriyorlar. Müzik yazarı, müzik tarihine, akımlarına hakim insandır; keman çalmayı bilmese de bir kemancının iyi çalıp çalmadığını değerlendirebilecek deneyime sahiptir; her şeyden önce iyi bir müzik zevki olmalıdır ama o yetmez; müzik bilgisi şarttır. O da yetmez. Yazı yazdığı dile tam hakimiyeti olmalı, duygularını ve düşüncelerini ifade edebilecek yetkinlikte olmalıdır.
Hafife alınacak bir iş değildir müzik yazarlığı. Martin Mull'ın dediği gibi, mimari ile dans etmek değildir. (Bu sözün Frank Zappa'ya ait olduğu da söylenir ama kaynaklar Amerikalı sitcom oyuncusu Martin Mull'a ait olduğunu gösteriyor.) Dinlediğiniz ses ve melodilerin aklınızda yarattığı düşünceleri, yüreğinizde uyandırdığı duyguları belli bir ön bilgi süzgecinden geçirip okuyucuya sunmaktır. Saçma değildir. Zappa, "Rock gazeteciliği çoğunlukla yazamayan insanların, okumayan insanlar için konuşamayan insanlarla yaptığı röportajlardır" demiştir. (Most rock journalism is people who can't write, interviewing people who can't talk, for people who can't read.) Mull'a katılmıyorum ama ne yazık ki bugünkü müzik gazeteciliğine baktığımda Zappa'ya hak vermemem olanaksız.
Neden? 1-Röportajlarda çok klişe sorular soruluyor. Sanki ellerinde her gruba sorulacak genel bir soru listesi var ve onları döndüre döndüre soruyorlar. Grup üzerinde çalışılmadığı, albümlerinin dinlenmediği çok belli oluyor. Ben bu aşamada toplantıda şunu söyledim. Yıllar önce kendime bir ilke edindim; yeni albümü çıkan bir grupla o albümü dinlemeden röportaj yapmam. İşlerin sektörde nasıl yürüdüğünü bilmeyenler için açıklayayım. Bazen bir grup ya da sanatçı ile röportaj olanağı doğuyor ama henüz albümü piyasaya çıkmadan promosyona başlandığı için albüm elinizde olmayabiliyor. Bu durumda plak şirketinin ya da organizatörün röportajdan önce albümü dinlemenizi sağlaması gerek. Aksi halde kitabını okumadığı yazarla konuşmaya giden gazetecilerin durumuna düşersiniz. Hem sanatçıya hem de kendinize saygısızlıktır. Üstelik o röportajdan da hayır gelmez. Ben bunu söyleyince, Fikir Takımı'nda yer almasa da, toplantının yapıldığı mekanın sahibi Mansur Forutan görüşünü belirtip, "Nasıl yani? Mesela Led Zeppelin sana röportaj verecek olsa, sen de yeni albümünü dinlememiş olsan gitmez misin?" diye sordu. Verdiği örnek çok uç bir örnekti ama ilkemi koruyacağımı belirtince, "Bu Cumhuriyet kafası. Sen Sabah'ta yetişmeliydin" dedi. Sabah'ta yetişmediğime memnunum. Ayrıca bunun şu anda Cumhuriyet'te yazmamla ilgisi yok. Ben orada yazmadan önce bu ilkeyi edinmiştim. Gazeteciliği üniversitede meslek olarak seçtim ve bu mesleği uygularken özen gösterdiğim konular var. Bu da onlardan birisi.
Ayrıca şu da çok önemli. Yurtdışında işler buradaki gibi yürümüyor. Led Zeppelin hiçbir zaman albümünü dinlememiş insana röportaj vermez. Şöyle oluyor yurtdışında: Albüm çıkmadan önce bir seri basın promosyonu olacaksa, röportajı yapacak gazeteciler için özel dinleme seansları düzenleniyor. O seanslara katılmazsanız röportajı yapamıyorsunuz. Yani sizin albümü dinlediğinizden emin oluyorlar. Ben de yurtdışında o tür seanslara katıldım. Orada sanatçılar, bizde Sezen Aksu'nun yaptığı gibi albümünü tanıtmak için evlerine magazin yazarlarını davet etmiyor.
2-Müzik yazan çoğu kişi doğru sorular soracak bilgi birikiminden yoksun olmakla kalmayıp, o soruları iyi bir Türkçe ile de kurgulayamıyor. Açıkçası ben Türkçe yazım hataları nedeniyle birçok blogu okumak istemiyorum. Dile yeterli özeni göstermeyen bir kişinin yazdıklarına karşı baştan olumsuz bir izlenim uyanıyor.
3-Çoğu blog yazarı, yabancı kaynaklardan geçen haberleri kendinden hiçbir şey katmadan doğrudan Türkçe'ye çevirerek yayınlıyor. Sonra bir de bakıyorsunuz aynı haber bütün bloglarda. İngilizce bilmeyenlerin işine yarayabilir belki ama özgünlüğü olmayan, zaten yabancı mecralarda gördüğüm bir yazıyı okumak beni ilgilendirmiyor.
4-Bir müzik yazısında maddi hata kabul edilemez. Naim Dilmener ve Murat Meriç'in de vurguladığı gibi, albüm adı, tarih ya da belli olaylara ilişkin yanlışlar yazıyı derhal öldürür, inandırıcılığını yok eder.
5-Bir müzik yazarının daha çok sevdiği türler olabilir. Hepimizin var. Ancak yazarın sadece kendisi hoşlanmıyor diye iyi bir albüme kötü dememesi gerekir. Örneğin ben country müziği tercih etmiyorum ama bu benim iyi bir country albümünü kötülemem için gerekçe değildir. "Sahnede synth, turntable görünce tüylerimiz diken diken olur bizim" diye yazmıştı birisi. Müzik yazan birisi için ne kadar önyargılı, ne kadar yanlış bir ifade... Müziği, duyduğu ya da hissettirdikleriyle değil, kafasında yerleşmiş inançlarla yargılamak, kanımca dar görüşlülüktür.
Yazıyı çok uzattığımın farkındayım. Ekim ayında gerçekleşen bu toplantıyı yazmak için geciktim. O gün sohbetimizde Naim Dilmener'in de ilginç anılarını dinledik ve güldük.
Ben uzun yıllardır müzikte önemli bir yenilik yapmayan Ajda Pekkan'ın her albüm çıkardığında herkes tarafından günlerce yazılmasını da eleştirdim. Müzik yazarı iyi olandan yana inisiyatif kullanmalı dedim. Ajda'nın Beyonce gibi mayo giymesi belki magazin yazarları için önemli olabilir ama yaptığı albümler müzik yazarlarını günlerce konuşturacak cinsten değildir ne yazık ki... Evet, bu ülkedeki popüler kültürün yönlendirmesi de söz konusu; fakat müzik yazarları olarak yenilik arayanlara, kendisini geliştirenlere ve yaratıcılığa bakalım diyorum.
Bu arada benim burada yazdıklarımı akademik bir çalışmada ortaya koyan bir arkadaşımız var. Cumhuriyet Pazar Dergi'de yazan Ali Deniz Uslu, Marmara Üniversitesi gazetecilik yüksek lisansını müzik medyası ve müzik yazarlığı üzerine yaptı. Tezinin bir bölümünü okudum. Basılıp kitap olursa faydalı olabilir diye düşünüyorum. Bunu da bir bilgi olarak konuyla ilgili kişilere iletmiş olayım.
Avea Tea & Talk toplantılarının ilki böyle geçti. İkincisine katılamadım. Umarım üçüncüde olanları da blog okuyucularıyla paylaşabilirim.
-



9 yorum:
Çok güzel bir yazı olmuş. Ellerinize sağlık.
Ayrıca umuyorum bu toplantılar ülkemiz ve nihayetinde de dünya müziğine katkı sağlayacak şekilde bir işlev kazanır.
Kolaylık dileklerimle,
Barış
Son 10 senedir müziğin bu kadar kolay ve bedava ulaşılabilir olmasına paralel müzik üzerine yazan düşünen insanların sayısındaki artış, güzel müziğin paylaşılmasının yanında, okunulmaktan çok uzak, kopyala yapıştır laf salatası veya kişisel günlüğün hayati sıkıntıları arasına müziği nasıl montelendiğini evire çevire anlatan onlarca sanal medya merciğinin türemesine sebep verdi bana göre. Bende uzun süre ne bir enstrüman hakkında ne de müzik tarihi üzerine bilgim olmadan kendi aklımca müzik hakkında bir şeyler yazmaya çalıştım. – vasatlığa katkım oldu diyelim -
Halihazırdaki yazıların korkunçluğu ve müzik yazarlarının örgütlenmesi veya bazı şeylerin standartlarının belirlenmesi hakkındaki düşünceleriniz çok da yanlış değil, fakat genel olarak görüşünüzde bence şöyle bir sakatlık var ki; müzik bir sanat dalı olarak zaten bu kadar sınırları çizili ve harfi harfine uygulanması gereken bir algıyla ele alınmamalı bence, müzik maalesef bir “sektör” haline getirildi ve bir ürün olarak pazarlanmakta olduğu için diğer insanlara ulaştıracak eklemlere ihtiyaç duyuyor, bu bağlamda sanal mecrada kendilerince iyi ve güzel şeyleri paylaşan eleştiren ve fikir yüreten insanlar var, fakat bana göre bu kitle bir sektörü değil, sanatsal bağlamda müziği beslemeli ve paylaşmalı diye düşünüyorum, müzik hakkında yazan birinin müziği nasıl yazdığı ve hangi standartları tutturup tutturamadığından ziyade, müzik ile ilgilenirken bundan maddi-manevi kendine bir çıkar sağlıyor mu bu çok daha önemli benim için.
Zira müzik blogları-siteleri, müzik yazarlarına baktığım zaman, kendilerini bu müzikleri dinleyebilen, bu konulara vakıf olan merciler halinde sunuyorlar- ufaktan bir tanrı kompleksi misali- türkiye’de böyle bir gelenek de olmadığından olsa gerek, güzel müziği dinleyen ve algılayabilen insanların böyle bir ego geliştirmesi çok garip değildir belki de – ben de bir ara pek havalıydım bu gibi konularda- , misal sizinle sanırım aynı toplantıda olan şöyle bir blog yazarı var
http://manyetikbant.me/
sağda türksel ve efes pilsen logosu, solda ise portfolyo var, peki müzik bunun neresinde diye sormak isterim?
Tanıdığım bir çok müzik yazarı veya blogger da dj’lik yapmak veya dj olarak isim yapmak için de yanıp tutuşuyor bunun için mesai harcıyor misal, burda da büyük bir sakatlık mevcut bence.
Ya da sizin sitenizin bu kadar resmi ve profyönel olması da müziğin ruhuna ters değil mi, konserlere gidiyorsunuz, albümler dinliyorsunuz, sonra haklarında cidden güzel ve bilgilendirici yazılar yazıyorsunuz, çok hoş, fakat sitenize girer girmez yılın en iyi 10 türkçe müzik bloğundan biri ibaresi kabak gibi ortaya çıkıyor, sizin oylama ile kazanılmış bannerlara ihtiyacınız yok bence, yaptığınız işler gayet yerinde zaten.
Buraya da yazışımın nedeni 13melek’teki yazının üstüne bu konuda diğer yazı yazan bloglara bakmam üstünden oldu, biraz saldırgan yazmış olabilirim, ama major kurumsal bir şirketin toplaşması altında fikir üretmenin de bir yere varamayacağı düşünüyorum.
gönenç
Bıraktığınız ayrıntılı yorum için teşekkür ederim. Öncelikle görüşünüzde tutarsız gördüğüm bir noktaya dikkat çekmek isterim.
Diyorsunuz ki, "müzik üzerine yazan düşünen insanların sayısındaki artış, güzel müziğin paylaşılmasının yanında, okunulmaktan çok uzak, kopyala yapıştır laf salatası veya kişisel günlüğün hayati sıkıntıları arasına müziği nasıl montelendiğini evire çevire anlatan onlarca sanal medya merciğinin türemesine sebep verdi bana göre."
Bu konuda sizinle hemfikirim. Birçok blog var ama çoğu yazanın kendi yaşantısına odaklandığı, günlük sıkıntılarını dile getirdiği yazılarla dolu.
Fakat ardından şunu soruyorsunuz: "Sitenizin bu kadar resmi ve profesyonel olması da müziğin ruhuna ters değil mi?"
Ben ilk belirttiğiniz husustaki blog tarzından hazzetmiyorum. O nedenle "resmi olmayı" (bundan tam olarak ne kastediyorsunuz bilemiyorum ama daha günlük konuşmaya dönük bir ifade tarzını) özellikle tercih ediyorum. Ayrıca ben blogger olmaktan önce gazeteciyim. Yazdığım bütün yazıları gazetecilik ilkelerine göre yazarım. Benim yöntemim bu.
Siteme girer girmez, blogumun Indie Istanbul tarafından seçilen en iyi 10 müzik blogundan birisi seçildiğine dair haberin "kabak gibi" göründüğünü belirtip eleştirmişsiniz. Indie İstanbul ticari faaliyet yürüten bir şirket değil. Müziğe gönül vermiş insanların kurduğu bir oluşum. Onların takipçilerinin beni aday göstermesi güzel bir şey. Diğer beğenilen grupları da tanıtan yazıya link vermekte bir sakınca görmüyorum. Oylama ile kazanılmış bannerlara ihtiyacım olduğundan koymadım onu oraya. Indie İstanbul'a ve diğer bloglara destek vermek istedim. Bunda başka bir niyet aramak yanlış olur.
Avea toplantılarına gelince... Yazımda da belirttiğim gibi benim oraya katılmaktaki amacım, ülkemizde müzik adına bir birliğin ilk adımlarını atmaktı. Bu yönde bir katkı sağlayabileceğini düşündüm. Müzik yazan bazı arkadaşlarımla da orada bu sayede ilk kez tanıştım. Orası bu yönde bir platform sağladı bize.
Ayda bir kere bir araya gelip müzik üzerine konuşmanın gerisinde bir art niyet aramamak gerekir. Ben bloguma Avea banner'ı koymuş değilim. "Toplantıda gelip görüşlerini anlatır mısın?" dediler anlattım. Başkalarının görüşlerini de gider dinlerim. Bunda bir sakınca görmüyorum.
Bloga yazdığım yazıyı da herhangi bir kişinin emriyle ya da bir çıkar için yazmadım. Evet, Tolga Akyıldız, projenin danışmanı olarak toplantılar hakkındaki görüşlerimizi blogda paylaşırsak sevineceğini söyledi. Ama ben aktarmak istediğim görüşlerim olmasa yazı yazmazdım. Bloga kendi katıldığım toplantı hakkında yazı yazmak önce aklıma gelmemişti. Hatta toplantıdan sonra paylaşmak istediğim bazı düşünceleri Twitter'da seri tweetler halinde yazmıştım. Sonra toplantıya katılan diğer arkadaşlar bloglarında yazınca benim de yazmamın faydalı olacağını düşündüm. Müzik yazarlığı konusunda eleştirdiğim noktalar var çünkü.
Ne yazık ki kurumsal bir şirket bu toplantıları düzenlemeseydi bizim bir araya gelip bu konuları tartışacağımız yoktu. O nedenle yararlı bir çaba. Nereye varır bilemem ama henüz başlangıcındayız. Şirketlerin ana hedefi ticaridir tabii; ama bazen de eğitim sektörüne destek olur ya da eğlence faaliyetlerinde yer alırlar. Onların kurduğu platformları eğitim için kullanabilirsek olumlu bir iş yapmış olabiliriz. Benim şu andaki düşüncem bu.
"O nedenle 'resmi olmayı' (bundan tam olarak ne kastediyorsunuz bilemiyorum ama daha günlük konuşmaya dönük bir ifade tarzını) özellikle tercih ediyorum." şeklindeki cümleyi yanlış algılanacak şekilde yazmışım. Açıklık getireyim: "Günlük konuşmaya dönük ifade tarzını özellikle tercih etmiyorum" demek istedim. Bu yazıya resmi bir hava kazandırıyor olabilir ama tarzım bilinçli olarak bu yönde.
Zülal hanım, sizin eleştiriye tahammülünüz yok mu ?
Her eleştiri, "her seye kulp takma adeti"nin bir uzantısı mıdır sizin için ?
Eleştiriye tahammülüm var ancak yargılayıcı imalar hoş olmuyor. Bir bağımsız oluşumun takipçileri blogumu, En İyi 10 Müzik Blogundan birisi seçmiş, ben de ona link vermişsem bu çok kötü bir şey değil. Mutluluk duymuş olabilirim. İnsan her şeyi çıkar beklentisiyle yapmaz.
Selam. Eleştirinin benimle ilgili olan kısmına yönelik şöyle bir cevap yazdım.
http://manyetikbant.me/post/13773557831/blogda-markalar-n-ad-n-n-gecmesiyle-ilgili
Teşekkür ederim.
radnor!dostum acınası durumdasın...
hmm yorumlar yazar onaylı olduğuna göre "acınası durumumu" gösteren bir vesikalığımı yollamamın da eminim bir sakıncası yoktur.
http://www.itusozluk.com/image/forever-alone-guy_228007.jpg
Benim genel derdim anlatığınız aveasal toplaşmanın niteliği-niceliğine bazlıydı, sanırım biraz da milleti kalaylamayı da arzuladım, "gazeteci ilkelerim" olmadığı için yazımın kurgusunda sapmalar ve ikilemler mevcuttur.
Ayrıyetten kurumsal şirketlerin kurumsal fiyakalarını düzeltmek dışında eğitime bir katkıları olacağını düşünemiyorum bu da benim naçizane görüşüm.
Yine de işhallah düzgün bir yere evrilir toplaşmalar, selametle.
gönenç-
Yorum Gönder